1974’ün kara Temmuz’unda gerçekleşen çifte suç, yani ihanet darbesi ve Türk işgali, “aniden olan bir şey” değildi. Atina Cuntası ve EOKA B, Kıbrıs’a ve Kıbrıs halkına karşı işlenen bu suçu hayata geçirerek Attila’ya kapıyı araladılar. Bu, ABD ve NATO’nun en karanlık çevreleri tarafından uzun yıllar süren bir sürecin sonucu olan bir suçtu ve bu süreç, Cunta ve EOKA B’nin ihanetiyle doruğa ulaştı; Kıbrıs’ın yarısı Türkiye’ye teslim edildi.
Kıbrıs ve halkı hâlâ ihanete uğramış ve bölünmüş durumda. 51 yıl sonra halkımız, Türk işgali ve Atina Cuntası ile EOKA B’nin darbesinin açtığı yaraları her gün yeniden yaşamakta, süregelen NATO suçunu her gün daha da hissetmektedir.
İhanet darbesine karşı direnenleri, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne NATO’nun doğrulttuğu silahlara karşı savaşanları, bu mücadelede en değerli olanı –canlarını– verenleri anıyor ve saygıyla selamlıyoruz. Emperyalist planlarına karşı eşitsiz bir mücadele veren komünistleri ve demokrat direnişçileri onurlandırıyoruz.
51 yıl sonra, emperyalizme ve işgale karşı tüm Kıbrıslıların ortak mücadelesi her zamankinden daha güncel ve gereklidir. İşgal dikenli tellerinin her iki yakasında yankılanan faşizmin ve şovenizmin sirenlerine, ama aynı zamanda emperyalist çözümlere boyun eğmenin sirenlerine karşı durmalıyız çünkü bu çözümler halkımızın çıkarına değil, dayatma planlardır.
NATO’nun işgalci gücü yeniden desteklemesiyle Kıbrıs’ın haritalarda isimsiz, yalnızca koordinatlarla gösterilmesi, elbette ABD’nin önerisiyle olmuştur! Ve bu kurtlar sofrasına –yani NATO’ya– yıllardır hükümetler ve burjuva partiler tarafından sokulmamız için çaba harcanmaktadır. Türkiye’nin vetosu olmasa bugün NATO’nun bir parçası olurduk. Önceki ve mevcut Kıbrıs hükümetleri, ABD-NATO-AB’nin bölgedeki hedefleriyle tamamen uyum içinde hareket etmekte, “Avrupa güvenliği” bahanesiyle askeri harcamaların artırılmasını ve iş birliklerinin derinleştirilmesini savunarak Kıbrıs’ın emperyalist planlara daha fazla dahil olmasını sağlamaktadırlar.
Kıbrıs’taki işçi sınıfı, dili ne olursa olsun, kadercilikten, hayallerden, milliyetçilikten ve emperyalist merkezlere –Kıbrıs sorununu yaratan güçlere– boyun eğmekten uzak durarak bu ülkenin kaderini eline almalıdır. Emperyalizme karşı halkın çıkarları doğrultusunda bir çözüm için ve yerli kapitalistlere karşı ortak bir mücadele vermelidir.
Kıbrıs sorununun çözüm temelleri ayrışma unsurlarını içermemeli; ayrımcılığın her biçimiyle ve sorunu doğuran ve sürdüren mantıkla çelişen ilkelere ve kurumlara dayanmalıdır. Çözümün temelinde halkın, yani Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin, Ermenilerin, Maronitlerin ve Latinlerin egemenliği yer almalıdır – garantörsüz, yabancı ordulardan ve üslerden arındırılmış, bağımsız ve birleşik bir vatan.
Çözüm için mücadelemiz, tarihsel deneyimi göz önünde bulundurmalı, güç dengeleriyle yüzleşmeli ve Kıbrıs sorununun çözümünü sömürücü kapitalist sistemin ortadan kaldırılması mücadelesiyle bağlamalıdır.
KPİ olarak, Kıbrıs sorununa adil bir çözüm, halkımızın tümünün özgürleştirilmesi ve birleşmesi için mücadeleyi vurguluyoruz: Türk işgalinin sona ermesi, tüm Türk işgal kuvvetlerinin ve yabancı askerî birliklerin çekilmesi, adadaki yabancı üslerin kaldırılması. AB ve NATO dahil her türlü emperyalist örgütten bağımızı koparmak. Mültecilerin ve yerinden edilmişlerin evlerine dönme hakkının güvence altına alınması ve iskân politikasının sonlandırılması. Tek ve bağımsız bir Kıbrıs: Yabancı garantörler ve üsler olmadan, emperyalist dayatmalar olmadan. Kıbrıs halkının kendi mücadelesinin ürünü olan bir çözüm; işgale karşı mücadeleyi kapitalizmin –asıl sorumlunun– devrilmesiyle birleştiren bir çözüm.
İki kurucu devlete dayalı “federal” kılıfa bürünmüş bölünmeyi dayatan emperyalist planlara karşı mücadele ediyoruz. Bir devlet yapısı, tek uluslararası kimlik, tek vatandaşlık ve tek egemenlik temelinde bir vatan hedefliyoruz; bu halk –Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk, Ermeni, Maronit, Latin– tek halktır.
Bu doğrultuda gelişmeleri takip edecek ve müdahale edeceğiz, tek devlet ilkesini savunarak bölünmeyi ve iki devletli çözümü reddedeceğiz. Mevcut “iki bölgeli çözüm” önerisinin aslında federal değil, konfederal bir çözüm olduğuna dikkat çekiyoruz. “İki kurucu devletten oluşan çözüm” bir bölünme anlamına gelmektedir. Sorunun kilit noktası, etnik ayrımı ortadan kaldırmaktır. 1960’taki eksik bağımsızlık anayasasında dahi etnik, dilsel ve dini ayrımcılığa dayalı sistemler yıkıcı olmuştur ve bunu tarih kanıtlamıştır. Bu nedenle, tek vatan, tek egemenlik, tek ekonomi, tek halk, etnik kökene göre ayrılmamış seçim listeleriyle tek bir seçim sistemi gereklidir ve bu ilke tartışılamaz.
Kıbrıs sorununu ve dünya genelindeki emperyalist müdahaleleri doğuran kaynak aynıdır. Faaliyetlerimiz, Kıbrıs sorununun gerçek doğasını açığa çıkarmalıdır. Hedefimiz, halkın mücadelesiyle esaret altındaki vatanın özgürleştirilmesi ve halkımızın yeniden birleşmesi için uygun zemini oluşturmaktır. Kıbrıs sorunu için verilen mücadele, işçi sınıfının ve onun müttefiklerinin, yani halk hareketinin verdiği sınıf mücadelesinden ayrılmazdır. Bu mücadele, sömürüye, sınıf köleliğine, krizlere, savaşlara, ayrılıklara ve adaletsizliklere neden olan kapitalist sistemin ortadan kaldırılması için verilen mücadeleyle birleşmelidir.
Kıbrıs Komünist İnisiyatifi
